Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren Müslüman olmayan vatandaşlar, seküler ulus-devletin vaat ettiği eşit vatandaşlığın gerçekleşemediği bir politik alanda, gündelik hayattaki ayrımcılıklarla mücadele etmek durumunda kaldılar. Cumhuriyet tarihi boyunca, hem devlet hem toplum tarafından maruz kaldıkları asimilasyon politikaları ve uygulamaları, üretilen ayrımcı pratik ve söylemler Müslüman olmayan toplumların nüfuslarının oldukça azalmasına sebep oldu. 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara geldiğinde, kurulan yeni hükümet uluslararası insan hakları söylemine bağlı kalacağını taahhüt etmiş ve Müslüman olmayan toplulukları da ilgilendiren birkaç reform paketinin meclisten geçmesinisağlamıştı. Ancak, bu politikalar Müslüman olmayan toplumları içine alan bir yaklaşım konusunda umut yaratmış olsa da son yıllarda artan otoriter eğilimler nedeniyle eşit vatandaşlığa dair umutlar ertelenmek durumunda kaldı. Yaklaşık son 10 yıldır, bir yandan hükümetin toplumun Sünni-Müslüman karakterine yaptığı vurgu ve kamusal ve kültürel alanda sekülerlik karşıtı uygulamalar yoğunlaştı.
Bununla beraber yine aynı dönemde Türkiye’de Müslüman olmayan bireylerin gerek kendi aralarında gerekse de farklı mezheplerden Müslümanlarla yaptıkları karma evliliklerde bir artış gözlemlemek mümkün. Bu ironik durum, bizi 2020 yılında yayınlanan Kısmet Tabii adlı kitabımızda, özel alana ve etno-kültürel sınırları tekrardan yapılandıran bu evliliklere odaklanmaya yönlendirdi. Çünkü karma evlilikler, bize Türkiye toplumunda sosyo-politik, kültürel ve toplumsal cinsiyet yapılarının yapısökümüne uğradığı örnekleri gözlemlememiz için bir zemin ve fırsat yaratıyor.
Karma evliliklerdeki artış, çoğunlukla Müslüman olmayan toplulukların tecrübe ettiği ölüm oranlarının artışı, doğum oranlarının düşüşü, nüfusun yaşlanması ve göç gibi demografik değişimlerden kaynaklanıyor. Türkiye’de yaşayan Müslüman olmayan nüfus azaldıkça bu toplumların bir arada yaşama pratiklerini devam ettirmeleri olanaksız hale geliyor. Çünkü bu topluluklara mensup bireyler, bundan yaklaşık 15 yıl öncesine kadar kent coğrafyasında geleneksel olarak bir arada yaşadıkları “azınlık mahalleleri”ni terk edip şehrin yeni oluşan yaşam alanlarına dağılıyorlar.
Yakın zamanda yayınlanan bir araştırmaya göre, karma evlilikler bu geleneksel etnik kümelenmeleri zayıflatarak bu toplumların mekansal dağılımını da hızlandırıyor. Bu nedenlere bağlı olarak azınlıkların evlilik havuzu daralıyor ve kendi cemaatinden bir eş bulma ihtimali azalıyor. Bununla beraber, genç neslin daha prestijli iş pozisyonlarına sahip olmasını ve daha yüksek refah seviyelerine ulaşmasını sağlayan eğitim seviyesindeki artış ve artan sosyal mobilite faktörünü de dikkate almak gerekiyor. Bu durum, gençlerin kendi dini-etnik grupları dışından insanlarla tanışmalarının yolunu açarak farklı dini gruptan gelen insanlarla tanışmaları ihtimalini artırıyor. Son olarak, yaşanan toplumsal değişimlere paralel olarak, dinin yaşanma şeklinin değişmesi, Türkiyeli genç gayrimüslimlerin dini inançlarını kurumlara bağlı olmadan bireysel olarak yaşamayı tercih etmelerine ve daha seküler, kentli ve modern yaşam biçimlerini benimsemelerine yol açıyor. Böylelikle geniş topluma ebeveynlerinin neslinden daha entegre bir profil çiziyorlar.
Karma evlilik oranlarındaki artış, azınlık toplumlarının sosyo-demografik yapılarında bu dönüştürücü değişimler yaşanırken, Müslüman olmayan toplumlar arasında karma evliliklere herhangi bir direnç gösterilmediği anlamına gelmiyor. Ebeveynlerin karma evliliklere çeşitli nedenlerle karşı çıktıklarını gözlemliyoruz: Toplum baskısı, “öteki”ni tanımama, bilmeme kaygısı, toplumun nicel olarak azalmasından dolayı oluşan korkular ve etno-dinsel kimliğin asimilasyonu.
Unutmamak gerekir ki, son 100 yıldır Türkiye’deki Müslüman olmayan nüfus sayısı gittikçe azalıyor ve bu durum onları geniş toplumla arasına güçlü sınırlar çizerek kapalı hayatlar yaşamalarını beraberinde getiriyor. Azınlık karşıtı devlet politikalarını da göz önüne aldığımızda, Müslüman olmayan vatandaşlar devlete ve topluma karşı güvensiz, korku dolu ve rezervli bir tutum benimsemek durumunda bırakıldı. Özellikle 60 yaş ve üzeri gayrimüslim vatandaşların tecrübe ettiği ayrımcı pratik ve eşitsizlikler, ailelerin ve toplumların hafızalarına kültürel travmatik anılar olarak kazınmış durumda. Dolayısıyla, son 10-15 yıla kadar kendi toplumlarının dışından bireylerle yapılan evlilikler, azınlık toplumlarının bir kesimi tarafından ihanet olarak kabul görmüş ve bu tür evlilikler özel alanın kırmızı çizgisini oluşturarak tabulaşmışlardır.
Bu mevzu söz konusu olduğunda akıllara gelen ilk ve en önemli soru karma evliliklerin, gayrimüslimlerin Türk toplumuna asimilasyonunu hızlandırıp hızlandırmadığıdır. İleri yaşlardaki gayrimüslim bireylerin deneyimlemek zorunda bırakıldıkları olumsuz vatandaşlık pratikleri dikkate alındığında, karma evliliklerin asimilasyonun önünü açtığı iddiasının geçerliliğini görmek de mümkündür; o kadar ki, gayrimüslimler arasında karma evliliğe itirazın arkasındaki temel algıyı bu oluşturmaktadır. Gayrimüslimlerin Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana asimilasyoncu ve ayrımcı politikalara maruz kaldıkları olgusal bir gerçektir. Ancak yaptığımız bu araştırma, karma evliliklerin asimilasyonun arkasındaki ana itici güç olduğunu iddia etmenin o kadar da kolay olmadığını gösteriyor.
Araştırmamız, karma evliliklerin, asimilasyona neden olmaktan çok, geniş topluma asimilasyondan/entegrasyondan kaynaklanan demografik ve sosyo-mekansal değişikliklerin bir yansıması olduğunu gösterir. 2000 yılından sonra gerçekleşen karma evlilikleri incelediğimizde, evlilikbirlikteliğindeki gayrimüslim bireyin genellikle kendi kök dini veya kültürel ritüellerini uygulamaya niyetli/meyilli olduğunu gözlemledik. Gayrimüslimlerin, demografik açıdan giderek erimeleri ve asimilasyon tedirginliği nedeniyle varoluşsal bir krizle karşı karşıya olmalarına rağmen, evliliklerinden veya ilişkilerinden önce kendilerini daha az dindar, deist veya ateist olarak tanımlayan gayrimüslimlerin kültürel kökenlerine ve etnik kökenlerine daha fazla sahip çıktıklarını tespit ettik. Ayrıca, karma evliliklerdeki Müslüman eşin, karşı tarafın dini ve kültürel ritüellerini memnuniyetle karşılamaya meyilli olduğunu, çünkü bu gelenek-görenekleri ve ritüelleri bir tür sosyal prestij olarak sahiplendiklerini ve bu değerleri çocuklarına aktarmak için eşleriyle birlikte ortak hareket ettiklerini tespit ettik. Müslüman partnerin gayrimüslim partnere ait etno-kültürel mirasını koruma çabaları, karma evliliklerin genellikle gayrimüslim tarafın dini veya kültürel kimliğini korumaya yardımcı olduğunu da göstermesi açısından önemli. Karma evlilikler, gayrimüslim topluluklar için hayati önem teşkil eden asimilasyon gerçeğini engellemese de bu süreci hızlandırıyor.
Bu tür evliliklerde etno-kültürel ritüelleri sürdürmek her zaman kolay bir iş değil. Din değiştirme konusu genellikle karma evlilik gerçekleşmeden önce veya sırasında gündeme geldiğinden bu tip evliliklerdeki ana müzakere alanını çiftlerin (gelecekteki) çocuklarıyla ilgili konu başlıkları -örneğin, çok yakın zamana kadar kimliklerde belirtilen din hanesi, evde çocuğa aktarılacak etno-dinsel kimlik ya da çocukların vaftiz/sünnet edilip edilmeyeceği veya bir sinagoga kaydedilip edilmeyeceği gibi- oluşturmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de karma evli çiftlerin birlikte gömülebilecekleri “karma” mezarlıkların olmaması, evliliğin sonraki dönemlerinde bir sorun teşkil etmesinin yanı sıra, sözde laik Türkiye Cumhuriyeti’nde din-devlet ilişkisini anlamak açısından da çok şey ifade ediyor.
Karma evlilikler gayrimüslimlerin kamusal alanda karşılaştıkları ayrımcı politikalarla başa çıkmak için özel alanı (yani evliliklerini) kullandığı bir müzakere alanı olarak karşımıza çıkıyor. Kitabımız için görüştüğümüz kişilerden bazıları evlilikleri boyunca karşılaştıkları etno-dinsel kimliklerinden kaynaklı ayrımcılıklarla yüzleşerek mücadele etmeye çalıştıklarını, bazıları ise sessiz kalmayı tercih ettiklerini belirttiler. Bazı eşler, azınlık toplumlarının eşitsiz konumu ve devletin ayrımcı/azınlık karşıtı politikaları nedeniyle kendilerini dışlanmış hissettiklerini, ilişkilerine en başından “mağlupmuş gibi” başladıklarını hissettiklerini itiraf ettiler. Türkiye’deki gayrimüslim azınlıklarla ilgili literatür ağırlıklı olarak kamusal ve siyasi alana odaklansa da bu örnekler bize, çiftlerin özel alandaki deneyimlerinin, çoğunluk ve azınlık toplulukları arasındaki sosyal eşitsizliğin nasıl olduğunu anlamak adına genellikle bir turnusol testi görevi gördüğünü gösteriyor. Karma evlilikler, aynı zamanda Türkiye’de gayrimüslimlere yönelik ayrımcı uygulamalarla başa çıkmak adına, çiftlerin kullandığı stratejiler aracılığıyla sosyo-politik ve kültürel yapıların nasıl yeniden inşa edildiğine dair de ipuçları sunuyor.
* Bu yazının İngilizce orijinali, 10 Mayıs 2021 tarihinde Berkley Center for Religion, Peace and World Affairs’ta yayınlanmıştır.