top of page

“Esad gibi bir diktatörü başka bir diktatörlükle değiştireceksek vay halimize”

Mişel Uyar


2024 Aralık ayında Suriye’de birçok dengeyi değiştirecek gelişmeler yaşandı. Aralık ayı başlarında  Halep’e doğru ilerleyen Heyet-i Tahrir eş-Şam (HTŞ) güçleri hızlı ve kimsenin beklemediği bir şekilde neredeyse hiçbir engelle karşılaşmadan başkent Şam’ı ele geçirdi. Mevcut Esad yönetimi iktidarı eskinin El Kaidesi şimdinin HTŞ’in lideri eş-Şara’ya (Colani) devretti ve devrik başkan Beşar Esad ülkeyi gizlice terk edip Rusya’ya sığındı. Tüm bu gelişmeler iki hafta gibi kısa bir sürede yaşandı. 26 Aralık’ta Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian’la Suriye’deki iktidar değişimi, azınlıkların durumu ve Suriye’nin geleceğiyle ilgili konuştuk.


Röportaj: Mişel Uyar


Merhaba Sarkis, Suriye’de çok hızlı bir iktidar değişimi yaşandı. Öncelikle kısaca bu durumu özetleyebilir misin?

Hala elimizde net verilerle konuşamıyoruz. Hala bazı şeyler muamma. Süreç çok hızlıydı. Hatta bence saldıranlar da bu kadar kolay bir şekilde Şam’a ulaşıp iktidarı alacaklarını beklemiyorlardı. Tabii ki burada birçok faktör var. Süreci Suriye’ye karşı yaptırımlardan başlatmak gerekiyor. Öncelikle Beşar Esad süreci doğru yönetemedi. Bunu biz açıkça dile getiremiyorduk çünkü bir diktatörlük rejimi vardı. Tabii ki bu rejimin olumlu yönleri de vardı. Ama şu günlerde çok söylenen “Kaybeden Şeytanlaşır” yani gücü eline tutan kötüyü kendi perspektifi ve standartlarıyla sunuyor. Bu her zaman böyle olmuş. Ama sonuç olarak Beşar Esad’ın süreci çok kötü yönettiğini düşünüyorum. Örneğin Rusya, Ukrayna-Rusya savaşından sonra aynı Rusya değildi. Hele hele Rusya’nın 3. Dünya Savaşı korkularının olduğu bir dönemde Esad’ın Rusları arkasına alıp çok inatçı bir siyaset, mevcut duruma ve konjonktüre uymayan bir yol izlediğini düşünüyorum. Ha keza İran ve Hizbullah, Gazze ve Lübnan’da büyük bir güç kaybetmişti. Diğer taraftan Erdoğan’la görüşmeyi de reddediyordu. Tabii ki ben bunu anlıyorum. Bu kolay bir şey değil. Ama Erdoğan’la görüşmesi de Esad’ı başka bir neticeye ulaştırmayacaktı. Ancak Türkiye’deki muhaliflerle de görüşmedi, Kürtlerle de görüşmedi. Suriye’deki muhaliflerle görüşmek istemedi, Avrupa’yla bir köprü kurmaya çalışmadı. Yani böyle kendi kendine durmaya çalıştı. Güçlü iktidarlar bu politikayı güdebilirler ama Esad gibi gücü sürekli eriyen birinin böyle yapması bu sonuca neden oldu.


İnsanların anlayamadığı çok önemli bir konu var. 2012’de rejimin yanlısı Suriyeliler, cihatçılara karşı savaştığında aslında 2010’a dönmek için savaştılar. Şimdi 2024’te savaşla nereye dönecekler? 2017’ye döneceklerdi. Çünkü 2017’de Suriye bir zafer havasına girmişti. Ama 2017’ye dönmek hiç kimseyi mutlu etmeyecekti. Bundan dolayı insanlar mücadele etmek istemedi. İster Suriye ordusu, ister Aleviler, ister azınlıklar, hiçbiri savaşmadı. Çünkü bu kan gölünün bir çözüm getirmeyeceğini anlamış ve inanmışlardı. Neden buna inanmışlardı? Çünkü Suriye 2017’den sonra daha da kötüleşti. Tabii ki, bunda yaptırımların büyük payı var. Mesela silahlı gruplara gelen paraların kesilmesi bile ekonomiyi etkiledi. Çünkü gelen bu para bir şekilde Suriye ekonomisine giriyordu. Bunların durması bile ekonomiyi etkiledi. Süreçten zaferle çıkmış olan bir iktidar aslında iktidar değildi. Her şeyin kararını veren bir cumhurbaşkanı vardı. Kimseye danışmaz, kimseyi de dinlemezdi. Kurumlar çalışmıyordu. Bu da tüm diktatörlerin benzediği noktaydı.


Sonuç olarak neden böyle oldu? Çünkü artık kimse savaşmak istemiyordu. Saldıranlar çok güçlü müydü? Hayır. Sayıları çok değildi. Bence bu süreçte ABD, Türkiye üzerinden Esad’a biraz baskı kurmak, belki Halep’in yarısının cihatçılar tarafından ele geçirilmesini istedi. Rusya da bu plan içerisindeydi ama rejim bilinmeyen bir şekilde çöktü. Direniş olmadı. Cihatçılar da Şam’a kadar yollarının açık olduğunu gördü. Hama’da biraz direniş oldu ama ondan sonra hiçbir yerde neredeyse kurşun sıkılmadı. Şam kurşun sıkılmadan teslim edildi.


İktidar değişimine HTŞ ve cihatçıların gücünden çok, bahsettiğin nedenlerden dolayı iktidarın güçsüzlüğü sebep oldu diyebilir miyiz?

Ben cihatçıların güçlü olduğunu düşünmüyorum. Ben Esad rejiminin zaten ister ordu olsun, ister direniş güçleri olsun ister bürokrasi olsun çöktüğünü düşünüyorum ve ilk darbede düştü.


Peki HTŞ’nin iktidarı tutacak gücü var mı? HTŞ’nin kendi istediği şekilde de olsa yeni bir devlet kuracak bir kurumsal gücü var mı?

Aslında HTŞ’nin bir kurumsal yapısı var ama bunu değiştirmek zorunda kaldığı için kurumsal yapısı yok gibi görünüyor. Mesela, El Kaide olarak askeri ve bürokratik yapısı var. Bu yapı İdlib gibi bir yeri yönetebilir ama tüm Suriye’yi yönetemez, yönetemiyor da zaten. Burada HTŞ’nin avantajı artık tüm dünyanın Suriye’de bir istikrar beklentisinde olması ve onlara destek vermesi. Zaten bu süreci tek başına götüremez. HTŞ içinden de sesler çıkmaya başladı. Çünkü Colani’nin (Ahmed eş-Şara’nın örgüt adı) eş-Şara’ya dönüşmesi her HTŞ’linin kabul edeceği bir şey değil. Ben cihatçı hareketleri yakından takip eden bir gazeteciyim. İdol olarak gördüğü bir insanın alkolle ilgili “bu benim kararım değil, tüm Suriyelilerden oluşan bir komite bu kararı verir” demesi bir cihatçı için küfür gibidir. Kırmızı çizgi bu aslında. Bu dönüşüm HTŞ içinde de bir sorun yaratacak.


Diğer taraftan Suriye’de HTŞ’den başka silahlı gruplar var. Türkiye’nin desteklediği çoğunluğu çapulculardan oluşan paralı milisler var, Suriye Milli Ordusu var. Onların hedef ve istekleri bambaşka. Güneyde Dürziler var. Doğu da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) var. Bunlardan en güçlüsü SDG’dir. Çünkü SDG hem askeri, hem siyasi, hem de bürokratik olarak kendini kanıtlamış ve dünyada sadece Türkiye’nin terör örgütü olarak nitelediği bir yapı. Burada güçten kastettiğim SDG, HTŞ’yi bastırabilir demek değil. Çünkü Türkiye faktörü var. Türkiye nasıl bundan önce doğrudan müdahil olduysa ABD’den yeşil ışık aldığında yine müdahale edebilir. SDG bunun karşısında duramayabilir. Bundan sonra ne olacak dersen HTŞ yönetemez ama dışarıdan desteği var. Bundan dolayı SDG’yle anlaşma ya da sosyal mutabakat yapması gerekir. Çünkü ne HTŞ ne SDG tek başına bir şey yapabilir. Zaten diğer grupların elinde silah olması da büyük bir risk.




Bu iki önemli güçten bahsettin ama HTŞ’nin elinde bulunan bölgede seküler politikayı savunan, cihatçı söylemler dışında bir siyasi anlayışı olan grup ya da liderler var mı?

Esad döneminde siyasi parti yoktu. Klasik anlamda bir muhalefet yoktu. Esad’ın izin verdiği kadar vardı. Şunu unutmamalıyız şu anda da demokratik bir ortam yok. Her ne kadar PR çalışmaları ve kendi söylemleriyle değişmiş görünse bile aslında sen El Kaide’yle mücadele etmek durumundasın. Yine de dünden bir adım da olsa ilerde diyebiliriz. Ama ne kadar sürebilir, bilmiyoruz. Bence bu HTŞ’nin bir planı. HTŞ terör listelerinden çıkınca ne olur bilemiyoruz. Avrupa da kendi topraklarındaki Suriyelileri geri gönderene kadar insan hakları, demokrasi, azınlık hakları gibi konularda duyarlı görünecektir. Ancak daha sonra Avrupa’nın HTŞ’nin ne yaptığıyla ilgileneceğini düşünmüyorum.


Şu anda HTŞ takiye yapıyor diyebilir miyiz?

Tabii ki. Aynı Batı bundan önce cihatçılar tarafından azınlıklara karşı işlenen terör eylemlerini görerek ılımlı muhalefetten bahsediyordu. Bundan dolayı Batı’dan azınlıklara karşı bir destek geleceğini düşünmüyorum.


Geçen hafta Şam’da hem kadın hakları hem de seküler talepleri içeren bir miting oldu. HTŞ’nin bu mitinge izin vermesi konusunda ne düşünüyorsun?

Şam’da dile getirilebiliyor, çünkü tüm dünyanın gözü Şam’da. Başka şehirlerde, örneğin İdlib’de, böyle talepler dile getirilebilir mi, bilmiyorum. HTŞ bugün bazı söylemlerinden taviz vermek zorunda ama yarın bu tavizleri geri alır mı, bilmiyoruz. Ancak biz siyasal İslam’da bu örnekleri çok gördük. Maalesef siyasal İslamcılarla tecrübemiz çok negatif. Tabii ki, şu anda HTŞ bazı tavizler vermek zorunda, çünkü ne Türkiye’nin ne de HTŞ’nin kendi kaynakları bu süreci yönetmeye yetmez. Bazı kaynakları bulana kadar taviz verecektir. Bir de bölgede cihatçılık da bir sorun. Bölgedeki ülkelerin korktuğu bir durum. Şimdi sen cihatçı söylemlerle gidersen ne Ürdün ne Irak ne Körfez ülkeleri ne Mısır’dan yardım alırsın. Yardım almayı bırak sana karşı müdahil bile olabilirler. Çünkü şu anda ülkedeki atmosfer dış müdahalelere de çok açık.


Taviz konusunda bir örnek vereyim. Alevi bölgeleri Suriye’nin en yoksul alanları, bu da bir siyasetti. Neden? Çünkü bu bölgelerdeki ekonomi iyi olursa asker olmazlar. Esad’da bilinçli bir şeklide Alevi bölgelerinde ticareti zayıflattı, sistematik bir yoksullaşma yarattı ve Alevilerin asker ya da hükümet çalışanı olmalarına zorladı. Şimdi bu insanlar orduda değiller, maaş alamıyorlar, ayrıca dini kimliklerinden dolayı da baskı görüyorlar. Bu durum orada gerilimi çok artıran bir konu. Burada birkaç bin kişiden bahsetmiyoruz. Yüz binlerce gençten bahsediyoruz. Çünkü Aleviler Suriye’deki ikinci büyük grup. Yaklaşık 2,5-3 milyonluk bir Alevi nüfus var. Bundan dolayı HTŞ’nin taviz vereceğini düşünüyorum. Ama bu tavizler baskı kökenli olacak ve baskıyla verilmiş tavizlerin sorunu da geçici olması. HTŞ güçlendiği hissine kapıldığı an bu tavizler bitebilir.


Son 3 gündür Noel arifesiyle başlayan ve Hama-Humus’ta devam eden sokağa çıkma yasağına dönüşen bazı olaylar var. Önce bir Hıristiyan mahallesinde Noel ağacının yakılması, sonra Noel panayırlarında provokasyonlar, en son da Halep’in HTŞ tarafından ele geçirildiğinde yakılan bir Alevi türbesinin görüntüleri sosyal medyaya düştü ve Alevi yoğunluğu fazla olan yerleşimlerde eylemler düzenlendi. Bu olaylar hakkında bilgi alabilir miyiz?

Sokağa çıkma yasağı bir gün sürdü. Alevi mezhebinin kurucusunun türbesi yakıldıktan sonra özellikle Alevi bölgelerinde (Lazkiye, Tartus, Cebele, Humus, Hama gibi) protesto gösterileri düzenlendi. Bazı bölgelerde Alevi nüfusu daha yoğun bazılarında ise ikinci büyük topluluk. Ama burada çok önemli bir şey var. Suriye’nin büyük çoğunluğu Sünni ama cihatçı değil. Suriye’deki Sünnilerin İslam anlayışı ile cihatçıların İslam anlayışı örtüşmüyor. Suriye’deki İslam aslında Şam İslamı dediğimiz daha Sufi bir anlayış. Bundan sonra değişir mi, tabii ki değişebilir. Bu baskı ortamı ve ideolojik değişim Sufi anlayışı değiştirebilir. Ama aslına bakacaksak Suriye’de şimdi ideolojik olarak cihatçılar azınlık. Bu protestolar sırasında Humus’ta göstericilerin üzerine ateş açıldı ve gençler öldü. Ondan önce de Alevilere karşı saldırılar vardı. Hıristiyanlara karşı şimdilik sistematik bir saldırı yok. Ama Alevilere karşı büyük saldırılar var. Şimdi bu Noel ağacının yakılması, türbenin yakılması, bunlar HTŞ içindeki kanatların birbiriyle çelişkili olduğunun göstergesi. Ama açıklamalara baktığımızda HTŞ’nin bu olayları kınaması en azından HTŞ içindeki bir çelişkiyi gösteriyor. Azınlıkların korkuları büyük. Çünkü normal anlamda ılımlı bir muhalefetten bahsetmiyoruz. Cihatçılardan bahsediyoruz. HTŞ’nin bugün ideolojik olarak kurduğu tekrenkli yapı insanları endişelendiriyor.



eş-Şara HTŞ içindeki gruplarla bir güvenlik toplantısı yaptı. Silahlı grupların ortak olarak Suriye ordusu içinde olması gerektiği kararı alındı. Bu karar tüm gruplar katıldı mı yoksa itiraz edenler var mı?

Karar muğlak. Anlaşılır değil, çünkü kararda tüm silahlı gruplar Suriye ordusu ya da Savunma Bakanlığı çatısı altında toplanacak diyor. Ama bana ulaşan bilgiye göre, her grup kendi silahıyla ve düzeniyle kalacak. Ama bu da ordu mantığının tersi bir durum. Burada sorun bu karara uyulup uyulmaması değil. Sorun bu grupların düzeninin nasıl olacağı. Ordu düzeni nasıl olacak? Bu bir şeriat ordusu olursa bu grupların birbiriyle çatışması mutlak. Sünni toplumda ideolojik anlamda birbiriyle çatışan ve çelişen grup var. IŞİD de Sünni, El Kaide de Sünni, Nusra da Sünni ama birbirleriyle her zaman çatışma içerisindeler. Bu adımın doğru olması için, tüm grupların silahları bırakıp diğer ülkelerde olduğu gibi Savunma Bakanlığı’nın bu işi ele alması gerekir. Şimdi elinde silahı olan “Biz artık Suriye ordusu olduk” demesi bir anlam ifade etmiyor. Daha önce de Özgür Suriye Ordusu, Milli Suriye Ordusu’ydu. Ne değişti? Burada önemli olan söylem ya da tabelalar değil. Söylemin sahaya etkisi. Suriye’de bir atasözü var, derler ki, bu yoğurt daha çok su kaldırır. Bence bu söylemleri daha çok duyacağız. Bekleyip görmeliyiz.


Son olarak bölgedeki Hıristiyan azınlıkların ve Alevilerin ruh halleri nasıl? Ülkeden göç etmeyi düşünüyorlar mı? Ya da fiili olarak göç ediyorlar mı?

Daha göç etmeye başlamadılar. Korku içerisindeler. Sınırlar kapalı. Sınırda bir devlet yok. Pasaporta mühür basan bir devlet yok. Bence azınlıkların büyük çoğunluğu göçmeye çalışacak. Ama Avrupa ülkeleri hemen göç ve iltica taleplerini durduklarını açıkladılar. Bu da bir sorun, bu insanlar göç edecek ama nereye? Kim alacak onları? Zaten Türkiye’ye gitme durumları yok. Arap ülkelerine de gitme şansları yok. Zaten Suriye’den çıkıp başka bir Arap ülkesine, Lübnan, Ürdün ya da Irak’a gitmek o kadar da doğru bir seçenek olmayacaktır. Onun için göç isteği var ama yolunu bulmak zor gibi görünüyor. Bir yolunu bulurlarsa göç edeceklerdir.


Aleviler için durum biraz daha zor. Çünkü Aleviler toplu olarak bazı bölgelerde yaşıyorlar. Şu anda en büyük baskı Alevilerin üzerinde ama birbirlerini en çok tutanlar da Aleviler. Burada 2,5-3 milyonluk bir nüfustan bahsediyoruz. Ama Hıristiyanların durumu böyle değil. Hıristiyanlar Suriye’de 200-250 bin kişilik bir nüfusa sahip. HTŞ’nin kontrolündeki bölgelerde 200 bin bile yoktur. Bu nüfusun da çok dağınık olduğunu düşünürsek göç iradesi daha yüksek olacaktır.


Savaşın ilk yıllarından beri Hıristiyanların bölgeden göçü var değil mi?

Bu göç hiç durmadı aslında. Benim ailem yıllar önce gitti. Ben gitmek istemedim çünkü hala bir umudum vardı, biraz daha direnmemiz gerektiğini düşündüm. Belki yeni bir Suriye inşa edebiliriz düşüncesindeydim. HTŞ’nin iktidarı almasıyla birçok insanın umutları da kayboldu. Esad gibi bir diktatörü başka bir cihatçı diktatörlükle değiştireceksek, vay halimize….


Peki bu sürecin sonunda cihatçı anlayışın dışında seküler-demokrat siyasi aktörler çıkar mı?

Bence Suriye’de bir devrim daha olacak. HTŞ’nin bu zihniyetle bu süreci devam ettirebileceğini düşünmüyorum. Yeni bir iktidar daha mutlaka çıkacak ama bunun nasıl olacağı belli değil. Toplumdaki dinamiklerin ne kadar kendilerini gösterebileceğine bakmalı.


Fotoğraflar: Yiğit Göktuğ Torun

Bu platformun kendine ait resmi bir görüşü yoktur. Bu oluşum içerisinde yer alan tüm yazılar yazarların şahsi görüşüdür.  Okuduğunuz bu yazının yayın hakları nehna.org’a aittir, ilkelerimiz gereğince sitemizdeki yazıların paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Ancak paylaşım yapılırken evrensel basın ilkelerine riayet edilmesi, yazının ilk olarak nehna.org sitesinde yayınlandığına ilişkin ibare bulunması ve yazarın isminin anılması hususlarına dikkat edilmesini önemsiyoruz.

bottom of page